‘Hiç yazmamış olmayı ve yeniden yazabilmeyi isterdim’ Posted on 15 Haziran 2026 by Yusuf Arslan Mahir Ünsal Eriş’in yeni romanı, tam adıyla ‘Mehmet Nüvid Bey’in Harikalar Lügati’nin 17 Haziran’da raflarda olacağı haberini duyar duymaz Doğan Kitap’ı arıyorum. Romanı yayımlanmadan okuyup sonrasında da uzun süredir Londra’da yaşayan yazarla söyleşi yapabileceğimi öğreniyorum. Romanın daha ilk sayfalarında Nüvid Bey’in “Kalk, Nemika seni bekler” cümlesiyle birlikte çıkacağı yolculuk karşısında içimi büyük bir merak duygusu kaplıyor. Bu duygunun benzerini ilk kez ‘Don Kişot’u (Miguel de Cervantes) okumaya başladığımda hissettiğim geliyor aklıma. 99 ‘acayip ve garaib’ hikâye eşliğinde İstanbul’dan Anadolu’ya, oradan Ortadoğu’ya uzanıyoruz roman boyunca. ‘Harikalar Lügati’ bittiğindeyse hikâyelerini tekrar tekrar okumak isteyeceğim ‘ömürlük bir kitap’ olarak başucumda yerini alıyor… Mahir Ünsal Eriş, okurlarının büyük çoğunluğunda şaşkınlığa sebep olacağını düşündüğü romanıyla ilgili sorularımızı yanıtladı. ◊ ‘Harikalar Lügati’ sözlük formatında bir roman. Yanılmıyorsam 10 dil biliyorsunuz. Çeviri yapıyorsunuz. Sözlüklerle ilişkiniz nasıldır? Çocukluk ve gençliğimin hatırı sayılır bir kısmını ansiklopedi ve sözlük okuyarak geçirdim. Hâlâ da alışkanlığımdır, bir sözlüğü elime aldım mı kolay kolay bırakamam. Rastgele bir sayfasını açar, roman okur gibi okurum. İnternet sayesinde dijital kopyaların da eklenmesiyle sayı katbekat arttı. Sözlük benim için bir sevinç, bir oyundur her zaman. Bu yazdığım ilk sözlük oldu ama son olmayacak. Bir de Halikarnas Balıkçısı sözlüğü hazırlıyorum şimdi bir arkadaşımla. Haberlerimizi Google’da Takip Edin En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin. Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin ◊ Eser 1890’lar Osmanlı coğrafyasında geçiyor. O zaman diliminde bir roman yazmanın sizi zorlayan yönleri oldu mu? Başlıca zorluğu romanın geçtiği dönemde gündelik hayata dair ayrıntıların çoğunlukla Batılılarca kaleme alınmış olması elbette. Batılıların anlatımlarında da bizim dedelerimizin içinde yaşadığı dünya sanki başka bir gezegenle karşılaşılmış gibi tuhaf bir şaşkınlık ve hayretle, son derece oryantalist bir mesafeden anlatıldığı için sahih bilgilere ulaşmak epey zordu. Örneğin kahvaltı sözcüğünün bile kullanılmadığı bir dönem. Ama seyyahların kitaplarında kullandıkları kelime hep kahvaltı. Onlarda var çünkü. Fakat bizde yok. Bu tür ufak tefek yüzlerce, binlerce ayrıntı var diyebilirim. ◊ Romandaki dil günlük yaşamınızda kullandığınız dili etkiledi mi? Evet, galiba bunun etkisinde biraz kaldım. Roman bittikten sonra da bir süre Nüvid Bey’in kelime dağarcığı peşimi bırakmadı. Eski dili, eski kelimeleri genel olarak çok severim ama gündelik hayatta çok kullanmamaya özen gösteriyorum. Zaten kullansam da pek eskisi kadar alıcısı olmadığını kabul ediyorum. ◊ Nüvid Bey kendi hayat serüveninde Nemika’nın neyin manasını işaret ettiğinin peşine düştü. Yazarken sizin peşine düştüğünüz mana neydi? Zannederim bizzat mananın kendisiydi. Tesadüfen hayata gelmiş bulunmanın, var olmanın manası üzerine çok kafa yorduğum yaşlardayım. Annemin vefatıyla birlikte bu mesai benim için hız ve yoğunluk kazandı. Bir manası var mı bütün bunların düşüncesi beni bu romanı yazarken epey yolda tuttu diyebilirim. Sanırım ‘Harikalar Lügati’ Nüvid Bey kadar benim de mana arayışımın bir sayfası. ◊ Kitabı bitirdiğinizde ne hissettiniz? Uzun uzun yazmayı sevdiniz mi? Bunu ifade etmek çok zor. Çünkü son satırı yazdığım anda kapattığım bir ‘iş’ olarak görmedim bu romanı. Hayatımın bir dönemi olarak algılıyorum onu. Bu romanı bana yazdıran ve her aşamada destekleyen güçle, hikâyeleriyle, merak ve sürprizleriyle, karakterleriyle, mucizeleriyle, sesi ve müziğiyle neredeyse gerçeklik kazanan bir hayal dünyasının içinde yaşamaktı. Rüyalarım çok zengin ve büyülüdür. Bu roman da gördüğüm en büyülü rüyalardan biriydi. O yüzden uyansam da aklım hâlâ orada. Yazmak meselesine gelin